Makaleler

Sözde Ermeni Soykırımı ;

Osmanlı Devleti Ermenilere Hak vermek istemeyince, Ermeniler ile Ruslar birleşip Türklere saldırmışlar. Sadece Ardahan ' ın 1 köyünden 33 şehit vermişiz. Gündemi meşgul eden bu konuda bana inanmayanlar [katılmayanlar] ßuyursun indirsin..:

http://www.Ciragan.net/eRmeni.zip

11 Mayıs 2005 Günü Akşamı ATVyi izleyen varsa, bilgilerini paylaşsın.

Ermeniler; bu konuda fotomontaj diyecekler. O kütüphane gibi yerin şifresini sadece 2 kişi biliyor. ATV oraya girmiş. Ben de hiç durmadan resim çektim. Daha göstermişlerdi fakat Fotoğraf makinemde alan kalmadı. Çok amatörce çekilmiş fotoğraflardır

Sözde Ermeni Yalanı :
Son dönemlerin en önemli gündem maddelerinden birini oluşturan "Ermeni soykırımı" idiaları, pek çok tarihî, ekonomik ve siyasî amilin bir neticesi olarak karşımızda durmaktadır. Türk milletine ve ülkemize düşmanlkların türlü vesilelerle ortaya koyan batılı devletler, etnik ve dini ayrımcılığı desteklemek suretiyle Türkiye'nin büyümesine ve varlığına kasteden her türlü yıkıcı, bölücü unsurun arkasında yer almışlardır.

Bu yazının sınırlarını fazla genişletmemek amacıyla, sözde soykırım idialarına mesned teşkil eden ve hiçbir ilmî, ahlâkî temele dayanmayan yalanlar silsilesine göz atacak olursak, karşımıza şunlar çıkmaktadır: Osmanlı toplum yapısı içinde huzur ve güven içerisinde yaşayan Ermeniler, devlet idaresinde diğer azınlıkların gelemediği noktalara kadar yükselebilmişlerdir. Osmanlı devletinin bünyesinde yaşayan Ermeniler, Müslüman Türk unsuru ile en yakın münasebetlerde bulunan azınlık olma özelliğini göstermiştir. Klasik Osmanlı kaynaklarında ve resmî literatürde Ermeni toplumu için "Millet-i Sadıka" tabiri kullanılmaktadır. Bu tarihi gerçek, pek çok batılı ve Türk tarihçi tarafından vurgulanmış olmasın rağmen, bugün ortaya atılan soykırım iddialarında, Ermeni azınlığın Osmanlı devlet düzeni içerisinde kültürel ve dinî imtiyazları elinden alınmış olarak yaşadıkları ifade edilmektedir.

Ermeni soykırımı bezirganlarının ısrar ettikleri yalanlarının başında, Osmanlı devrinde Türklerin Ermenileri plânlı ve uzun vadeli bir soykırıma tabii tuttukları gelmektedir. I. Cihan harbi öncesinde ve daha sonraki yıllarda ölen Ermenilerin sayısının 1.5 milyonun üstünde olduğu savunularak, Osmanlı cihan devletinin büyük bir katliamın müsebbibi olduğu konusunda dünya kamuoyu yönlendirilmek istenmektedir.

1877-78 Osmanlı-Rus harbinin ardından, başta Rusya olmak üzere, pek çok devletin Ermenileri isyana teşvik ettikleri görülmektedir. 1890 - 1915 yılları arasında gerçekleştirilen pek çok Ermeni isyanı dikkatlerimizi çekmektedir. Erzurum (20 Haziran 1890), Kayseri, Yozgat ve Çorum civarlarında çıkartılan isyanlar 1892-93 yıları arasına denk gelmektedi. Zeytun (1896-1915), Van, Kars, Bitlis ilh. pek çok Anadolu şehrinde Ermenilerin başlattıkları isyanlar, pek çok Müslüman Türk vatandaşının da ölümüne neden olmuştur.

Ermeniler, İstanbul'da Sultan II. Abdülhamid hana suikast tertip edecek kadar ileri gitmişlerdir. Osmanlı devleti, I. Dünya Savaşına gireceğimiz günlerde hem iç güvenliğini müdafaa etmek hem de Ermenilerin savaş boyunca can güvenliklerini muhafaza etmek amacıyla Suriye ve Irak civarında Ermenileri iskâna tabi tutmuştur. Bu zorunlu tehcir sırasında milyonlarca Ermeninin Türkler tarafından katledildiğini iddia eden bir kısım tarihçiler, pek çok resmhi belgede -ki bunlara Rus, İngiliz kayıtlar da dahildir- tehcir sırasında ölenlerin toplam sayısının 250 bini geçmeyeceği gerçeği karşısında nasıl bir cevap verecekelrdir sorusunun bu çevrelere ısrarla sorulması gerekmektedir. Hiçbir tarihi ve bilimsel dayanağı olmayan bu iddiaların arkasında yer almayı, insan hakları ve demokrasi savunuculuğu yapan pek çok devletin göze almış olması çok büyük bir çelişkiye de işaret etmektedir.

Ermeni devletinin yakından ısrarcı bir tavırla takip ettiği uluslararası platformda Türk tarihinin ve Türkiye'nin mahkûm edilmesi oyununa benzer politik bir manevrayla dünyada hiçbir devlet karşı karşıya gelmemiştir.

ABD seçimleri öncesinde; Ermeni lobisinin de etkisiyle Amerikan Parlamentosunda gündeme getirilmeye çalışılan meselenin, ertelenerek krizin dondurulması elbette Türkiye'nin haklılığı mücadelesinde bir zaferle neticelenmemiştir. Bu olayı takiben Fransız Parlamentosunda az bir katılımla da olsa bu düzmece tasarının kabul edilmesi, Türkiye'nin millhi menfaatlerine ve gelişme stratejisine saldırının meşru zeminini teşkil etmesi bakımından önem arzetmektedir.

Ermeni patriğinin, Papa'yla yaptığı görüşmeler neticesinde kabul edilen soykırım iddialarının arkasında Ermeni kilisesinin olduğu dikkat çekicidir. Zaten tarihi gelişimi içerisinde Ermeni meselesini ortaya çıkaran kurumun Ermeni kilisesi olduğu görülmektedir. Uzun yıllar Türklere karşı acımasız cinayetlerin müsebbibi olan Ermeni terörizmi ile, kilise arasında çok ciddi bir münasebetin olduğu rahatlıkla görülebilir.

Şimdi de, Avrupa Birliği parlamentosuna tam üye olan Türkiye'ye karşı Danimarkalı bir kaç milletvekilinin başlattığı kampanya, Ermeni soykırımı yalanını parlamento gündemine taşımak istemektedir. İsveçli ve Güney Kıbrıs Rum kesimine mensub milletvekillerinin desteklediği bu girişimle, Türkiye'nin AB parlamentosundaki hareket alanının daraltılması hedeflenmektedir. İngiliz Lordlar Kamarasında da gündeme gelmesi muhtemel bu tasarıyla, uluslararası kamuoyunda Türkiye mahkûm edilmek istenmektedir.

Batılı dostlarımızın (!) bizlere sık sık kadim müttefiklerimiz olarak ezberletilmeye çalışılmasından da, ülke çıkarları ve dış politika esasları adına bir anlam çıkarma imkanı yoktur. Hadi Hıristiyan batının bu girişimini anladık, ya komşumuz İran'ın Ermenistan'la olan samimiyetine ne demeliyiz? Diyebileceğimiz tek şey, güçlü ve müreffeh bir Türkiye'den ilk önce Müslüman komşularımız çekinmektedir. İran'da eğitim veren Ermeni okullarının sayısını tesbit etmek bile imkânsızdır. Türk nüfusun varlığını tanımak istemeyen İran; Ermeni azınlığına karşı çok müsamahakâr bir taviz izlemektedir. Tabiî, parlamentosunda da bu tasarıyı gündeme getirmekten geri durmayan İran, Türkiye'nin bölgesindeki en önemli güvenlik problemlerinden biri olmayı da sürdürmektedir.

Bütün bu asılsız karalama kampanyaları karşısında, milletimizin hassasiyetlerinin de ne kadar tahrif olmuş olduğu gerçeği bir kez daha gözler önüne serildi. Bir futbol müsabakasının ardından sokaklara döküler ve adeta hayatının en önemli meselesi telakki ettiği bu galibiyet karşısında kendinden geçen Türk insanı, bu saldırılar karşısında gereken tepkiyi ortaya koyamamaktadır.

Bu iddiaların ortadan kaldırılması için evvel-i emirde; Türkiye'nin iç siyasetinde tesis ettiği istikrarı dış politikadaki güç ve etkinliğine yansıtması gerekmektedir. Bu mesele bütün Türk milletinin karşısında durması gereken bir meseledir. Bu maksatla; milletimizin her ferdi bilgilendirilmelidir. Yurt içinde yurt dışında konferanslar, paneller, sempozyumlar organize edilerek dünya kamuoyunun dikkati çekilmelidir. Sivil toplum kuruluşlarının bu yöndeki faaliyetleri desteklenerek bu tepkilerin tabanı genişletilmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Avrupa'ya ve tarihi düşmanlarımıza, kendi tarihlerinin insan hakları, zulümler ve bağnazlıklar tarihi olduğunu deklere edecek gücünü muhafaza etmelidir.

''Alıntıdır''

 

  Makalelerinizi Yollayabilirsiniz ;

  s_erten@hotmail.com